Basında Maltepe Üniversitesi Makaleleri
      

Cumhuriyet Kitap, 6 Eylül 2001


"Dil ve Zihin" Üzerine

Noam Chomsky' nin konuşmaları bir arada
Betül Çotuksöken

Noam Chomsky (1928), 1968'de yayımlanan ve çeşitli vesilelerle gerçekleştirdiği konuşmalarının metinlerinden oluşan bu kitabının ilk üç bölümünde dilbilimin zihin incelemelerine olan katkısına "geçmiş dönem", "günümüz" ve "gelecek" bağlamında yanıt aramaya çabalamaktadır.

Zihin bir soru olarak, "zihin-beden" sorunu bağlamında özellikle Descartes'tan beri felsefenin gündemindedir. Ancak daha genel bir deyişle, düşünme ve dil arasındaki ilişkiler sorunu, felsefe tarihinin başlangıçlarına kadar götürür bizi. Her iki varolan alanını (düşünme-dil) kendi iç ilişkileri çerçevesinde ele almak bilimsel bakış açısının bir gereği olarak ortaya çıkmakla birlikte, bilimsel bakış açılarının bir bakıma temelinde bulunan, hatta bulunması gereken felsefi, kuramsal ya da metafizik yaklaşım, her varolan alanını hem ne ise o olarak hem de diğer alanlarla ilişkileri çerçevesinde ele almayı gerekli kılar. Öyleyse ruhbilim (psikoloji) ve dilbilimden sonraki felsefi tutumlar, belirlemeler düşüneni, ister istemez, daha önceki zaman dilimlerinde bu bağlamda nelerin söz konusu yapıldığı, nelerin öncelendiği noktasına götürür.

Zihin araştırmaları
Günümüzde ruhbilim ve dilbilim bağımsız bir etkenlik alanı olarak varolduğuna göre, daha önceki -felsefi- incelemelerle, söz konusu bilimsel bakış açıları arasındaki ilişki nedir sorusu büyük önem taşımaktadır. Acaba geçmiş zaman dilimlerinde zihinle dil; düşünme edimleriyle konuşma/yazma edimleri arasındaki ilişki sorunu nasıl görülmüştür? Filozoflar konuyu nasıl ele almışlardır? Filozofun bu bağlamdaki kaygısı nasıl dışsallaşmıştır? Bu soruların olası yanıtlarından birini Dil ve Zihin' de(**) bulmaktayız. Noam Chomsky (1928), 1968'de yayınlanan ve çeşitli vesilelerle gerçekleştirdiği konuşmalarının metinlerinden oluşan bu kitabının ilk üç bölümünde, dilbilimin zihin incelemelerine olan katkına "geçmiş dönem", "günümüz" ve "gelecek" bağlamında yanıt aramaya çabalamaktadır.
Chomsky'nin de üzerinde sık sık durduğu gibi, 17. yüzyıl, felsefe tarihinin zihin araştırmaları bakımından en yoğun dönemidir. Bu bağlamda adları akla ilk gelen filozoflar da Bacon ve Descartes'tır.
Söz konusu dönem, tüm insanlarda ortak olan yapıları özellikle zihin çerçevesinde ortaya koyma çabalarına tanıklık eder. "Zihnin doğasıyla, daha doğrusu, insan dilinin doğasıyla ilgili inceleme ve kurgulama tarihine dönersek, dikkatimiz doğal olarak 17. yüzyılda, sağdaş bilimin temellerinin sağlam olarak atıldığı ve bugün de bizi şaşırtan sorunların gözle görülür bir açıklık ve beceri ile dillendirildiği "deha yüzyılı" üzerinde toplanır." (s. 21) Görüldüğü gibi, genel bir eğilim gereği; zihin söz konusu olduğunda, ona adeta yapışık olduğu düşünülen dil alanına yönelme kendini gösteriverir.
17 .yüzyılın zihin ve zihin bağlamında dile yönelmenin yoğun olduğu bir dönem olarak görülürse de, dile ilişkin yönelimlerin ardında -Chomsky her ne kadar bir anıştırma dışında (s. 145) hemen hiç üze rinde durmuyorsa da- Ortaçağ düşünme, araştırma modellerinin büyük payı vardır. Modi essendi (varolma kipleri), modi cognoscendi (bilme kipleri), modi significandi (anlamlama kipleri) üzerinde Ortaçağ da son derece bilinçli bir biçiimde durulmuştur. Ayrıca yine bu bağlamda grammatica speculativa (kurgusal dilbilgisi, evrensel dilbilgisi), tüm Ortaçağ boyunca önemli bir araştırma ekseni olarak kendini göstermiştir. (Bu konuda çok geniş bir literatür olmakla birlikte, ayrıntılı bilgi için bkz. A History of Twelfth-Century Western Philosophy, Edited by Peter Dronke, Cambridge University Press, 1998, 1992)
Konuya daha geniş bir görüngeden (perspektiften) bakılacak olursa, fılozoflar, büyük ölçüde dolaylı olarak yöneldikleri dil incelemeleri aracılığıyla aslında, insan doğasını anlamlandırma çabalarına katkıda bulunmuşlardır. Chomsky de sorduğu "Dil incelemelerinin insan doğasını anlamamıza katkısı ne olabilir?" (s. 16) sorusuyla, konuya ne denli bilinçli yaklaştığını bize açıksa göstermektedir.
17 .yüzyılda bilme edimlerini anlamak amacıyla öne çıkarılan zihin sorunsalı bağlamında yer alan dil sorunları, 19. yüzyılda ve özellikle 20. yüzyılda bağımsız olarak ele alınmaya başlanmışlardır. Ancak araştırma biçimlerinin farklılığı, düşünenleri farklı geleneklere bağladığı gibi, farklı bilimsel etkinliklere de birtakım ortaklıkların kurulması söz konusu olmuştur; dilbilim-ruhbilim ilişkisinde olduğu gibi ve Chomsky'nin yeniden canlandırdığı Descartesçı düşünme geleneğinin sergilendiği yaklaşımda olduğu gibi.
Chomsky'nin düşüncesinde temel bir kategori olarak yer alan evrensellik, onu hem modem düşüncenin kurucularının akrabası kılar; hem de felsefenin doğasına özgü olanı, düşünme ve dil ilişkileri bağlamında söz konusu edinilenleri yakalamasına yardımcı olur.

Ortak sorunsal
Bir dile ilişkin bilgi ya da dil edinimi süreci, dilbilim ile ruhbilimin ortak sorunsalı olarak belirlenir. İşte bu sorunsala ilişkin çerçeve de Chomsky'ye göre ancak evrensel dilbilgisinde kendisine bir açıklama alanı bulabilir. Chomsky 20. yüzyılın dilbilim çerçevesinde oluşturduğu kavramlarla geçmişe yönelir ve birbirine eklemlenen düşünceleri bizi uyaracak biçimde yeniden anlamlandırır. Bu anlamlandırma sürecine, geçmiş zaman diliminde yer alan doğrultularla, çağdaş tutumlar eşlik eder: "(...) dil ile zihin sorunlarını incelemek için en uygun genel çerçeve 17. ve 18.yüzyıllarda usçu ruhbiliminin bir bölümü olarak geliştirilen, coşumcular (romantikler B.Ç,) tarafından önemli noktalarda ayrıntılarına inilen, sonra da dikkatler başka konulara yöneldiği için büyük ölçüde unutulan düşünceler dizgesidir." (s. 49) Bu tutum da çağdaş bilim anlayışında somutluk kazanır. Yapılacak iş şudur: bir yandan ayrıntılı olgulara yoğun bir biçimde ilgi duymak, ama öte yandan da soyut genellemeleri hesaba katarak ortak paydaları belirgin bir biçimde ortaya koymak. Öyleyse Chomsky'ye göre "Kabaca çağdaş dilbilimi ayrıntılı olgulara yoğun ilgi olarak, felsefi dilbilgisini de soyut genellemelere aynı ölçüde bağlılık olarak tanımlamak doğru sayılabilir." (ss. 42-43) Dikkatli düşünen herkes, yaşananın nesne kılınmasının ne denli zor olduğunu kolaylıkla fark eder. Çünkü yaşananla olan ilişki bir doğrudanlık içerir; o doğrudan bilinir; daha doğrusu yaşanır. Gerçekten de Chomsky'nin dediği gibi, "görüngeler öylesine bildik olurlar ki onların gerçekten hiç ayırdında olmayabiliriz" (s, 44) ya da "(...) görüngeler çok bildik ve "apaçık" olduklarında açıklama gereksinimini gözden" (s. 45) kaçırırız. Bu durumda Chomsky'ye göre "(...) hem usçu hem de deneyci klasik zihin felsefesinin en büyük kusuru, zihnin özellikleri ile içeriğinin içe bakışla anlaşılabileceğini sorgulamadan varsaymasıdır (...)" (s. 45). Böylece, insanın bilme edimindeki en büyük sorununun "nesneleştirme" olduğu ortaya çıkmaktadır. Burada Chomsky haklı olarak, zihinsel süreçlerin nesne kılınmasındaki zorluğa işaret etmektedir.
Chomsky'nin -yapıtta yer alan metinlerin ortak paydası olarak-üzerinde durduğu, evrensel dilbilgisinin bir çerçeve olarak açığa çıkarılmasının hem dilsel, hem de zihinsel boyutta çok çeşitli sorunların anlaşılmasına sağlayacağı katkıdır. Dilin ve zihnin ortak çerçevesini ortaya çıkarmak da evrensel dilbilgisinin temel görevidir. Çünkü dilin derin yapısı düşüneni ister istemez zihinsel süreçler boyutuna taşır. "Evrensel dilbilgisi" Chomsky'ye göre hem dilbilim hem de ruhbilim için anahtar konumundadır. Ancak dilbilmci açısından uygulamada durum nedir? Belli bir doğal dile özgü "özel dilbilgisi" aracılığıyla evrensel dilbilgisine yönelmek, dilbilimcinin olmazsa olmaz etkinliğidir. O halde dilbilimci aslında ne yapar? "Özel dilbilgisi düzeyinde, bir dilin, olağan konuşucu-dinleyici tarafından -elbette, bilinçsiz bir biçimde- geliştirilmiş olan belli bir bilişsel dizgenin bilgisini belirtmeye çaba gösterir. Evrensel dilbilgisi düzeyinde, insan zekasının kimi genel özelliklerini saptamaya çalışır. Böyle betimlendiğinde, dilbilim, zihnin bu yanlarını ele alan ruhbilimin bir artalanından başka bir şey değildir." (s. 49)
Dilbilgisinin içselleştirilmesi (aynı zamanda da evrensel oluşu) derin yapı bağlamında söz konusu olduğuna göre, bilinen dille bağlantılı çoklu olgular kümesini kendisine bağlayabileceği genel çerçeveler bulmak çok güçtür Chomsky'ye göre. Çünkü "(...)yüzey yapının çoğu zaman yanıltıcı ve bilgilendirici olmaktan uzak olduğu, dile ilişkin bilgimizin yüzey yapıda belirtilmeyen çok daha soyut nitelikte özler içerdiği açıktır." (s.62)
Yaptığı çözümlemelerde usçu tutumdan yana olduğunu açıkça gözlemlediğimiz Chomsky'ye göre deneyci varsayımlar -çevirideki biçimiyle sayımlar- "(...) dil edinci gibi, insan zekasının en özel ve en sıradan yapılanmalarını betimlemek ya da açıklamak için hiçbir yol getirememektedir. Buna karşılık, özel ve evrensel dilbilgisiyle ilgili oldukça özgül görüngülere bir açıklama getirme konusunda kimi umutlar vermektedir." (s. 100)
Dili edinme ve kullanma
Dili edinme ve kullanmanın yapısıyla, koşullarını saptamaya ilişkin çalışmalar dilbilimi olduğu kadar ruhbilimi de ilgilendirmektedir. Hatta Chomsky bu konuda "(...) dilsel yapı incelemesini insan ruhbiliminin bir bölümü olarak geliştirmeye (...)" (s.107) çalışmaktadır.
Chomsky'nin dile yönelen bilim adamlarıyla ve filozoflarla ortak olan yönü şöyle belirtilebilir: dille ilgilenmek, insan doğasının incelenmesinde esas olana işaret eder. Ona göre "İnsan dilini ve dayandığı ruhbilimsel yetenekleri anlamayı istiyorsak, nasıl ve ne amaçla kullanıldığını değil, ne olduğunu sormamız gerekir önce." (s.lll)
Chomsky ayrıca, insan diliyle hayvan iletişimi konusunun ne denli güncel olduğuna değinir ve bunların birbirinden tümüyle farklı olduğunu da ileri sürer. Ona göre, bu iki yapının -insan dili, hayvan iletişimi- benzerliklerini öne çıkarma çabalan boşunadır.
Deneyci ve usçu bağlamda birçok uslanmanın tartışıldığı üçüncü bölümde Chomsky'nin ısrarla üzerinde durduğu, dil boyutunu önemsemenin, dile ilişkin çözümlemelerin "genel ruhbilim içerisinde merkezi bir yerinin (s.145) olması durumudur. Geleceğe yönelik sorun bağlamlarına da işaret eden Chomsky, ruhbilim, bilgi kuramı ve dilbilimin ortak sorunlarına bir kez daha dikkat çeker: "Sözgelimi, dil kullanımının yaratıcı yanına ilişkin temel sorunlar, eskiden olduğu gibi günümüzde de erişemediğimiz sorunlar olarak duruyor. Dilsel yapının tam olarak incelenebilmesi için çok önemli olduğu kuşku götürmeyen evrensel anlambilim incelemeleri Ortaçağdan bu yana hemen hiç gelişmemiştir. (s.145) Gerçekten de Ortaçağın bu açıdan ne denli verimli olduğu, sorunların düşünme-dil ilişkisi dolayımında ayrıntılı bir biçimde ele alındığı gözardı edilmemesi gereken bir saptamadır.
Kurumsal temel
Dilbilgisini kuramsal temelleriyle ele alan Chomsky, "Bir kimsenin, kendi diline ilişkin bilgisinin, onun dilden olağan ve yaratıcı bir biçimde yararlanmasını olanaklı kılan bilginin doğası nedir?" (s.155) sorusunu sorar. Bir dilbilimci olarak tüm doğal dillerin ortak paydalarıyla ilgilenmek, evrensel sesbilgisi, evrensel anlambilim ile bunları kuşatan evrensel bir dilbilgisini zorunlu kılar. "(...) evrensel dilbilgisi kuramı (...), doğal dillerde bir tümcenin biçimi ile anlam içeriğini belirleyen düzenekleri ele alır." (s.180) Evrensel dilbilgisi yine Chomsky'nin deyişiyle "(...) bütün insan dillerinin dilbilgilerinin yerine getirmesi gereken koşulları konu edinen bir inceleme alanı olarak tanımlanabilir." (s.187)
Dil ve Zihin'in son bölümünün başlığı "Dilbilim ve Felsefe"; bu bölümün başlangıç cümlesi, zaman zaman birbirlerini karşılıklı olarak yok sayan dilbilimciler ve filozoflar için son derece uyancı görünüyor. Özellikle, felsefe alanlar arası (dış dünya-düşünme-dil) ilişkileri irdeleyen bir etkinlikse, dilbilimle felsefenin karşılıklı bağımlılığı göz ardı edilemez bir durumdur. Bu konuda Chomsky şöyle diyor: "Dilbilimciler ile felsefecilerin kullandıkları yöntemler ile ilgilendikleri konular birbirine o kadar çok benziyor ki, bu iki alanı kesin çizgilerle birbirinden ayırmakta direnmek, ya da bunlardan birinin diğerinin elde ettiği başarıları dar bir bakışla görmezlikten gelmek delilik olurdu sanırım." (s.237)
Dil felsefesiyle uğraşan filozoflar, dilbiliminin verilerinden yararlanmak zorundadır. Gerçekten de felsefe, ruhbilim ve dilbilim birbirine birçok yönden bağlı araştırma alanları olarak belirmektedir. Chomsky'nin yapıt boyunca göstermeye çalıştığı temel noktalardan biri budur ve onun bu bağlamda asıl üzerinde durduğu, ruhbilimin sadece bir davranış bilimi olarak kabul edilmesine neden olacağı sınırlılıktır. Ruhbilimi işte bu sınırlı konumlanıştan kurtaracak olan da dilbilimle, felsefeyle kuracağı/kurması gereken bağlantılardır.
Günümüzde dilbilimle felsefe arasındaki işbirliği zorunlu olduğu açıkça görülmektedir. Dilbilimci Prof. Dr. Ahmet Kocaman'ın, teknik terimleri yetkin bir biçimde kullanarak ve tümüyle Türkçe'nin gücüne güvenerek dilimize kazandırdığı Dil ve Zihin başta dilbilim, ruhbilim (psikoloji) ve felsefe alanında çalışanların ve bu alanlarda öğrenim görenlerin mutlaka okuması gereken bir kitap olarak yayın dünyamızda yerini alıyor; ayrıca Noam Chomsky, yaratıcı (gerçek imlamda) bilim adamının felsefeyle kuracağı/kur ması gereken ilişkinin vazgeçilmez olduğu konusundaki düşünceleriyle önemli bir örnek oluşturuyor. ...
(*) Betül Çotuksöken, Maltepe Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi
(**) Noam Chomsky, Dil ve Zihin, çev: Ahmet Kocaman, Ayraç Yayınevi, Ankara, 2001, 296s.


 

Genel Tanıtım | Yönetim | Akademik |  Lisansüstü | Öğrenci İşleri | Hizmet Birimleri | Haberler | Kampüs | Basın | Ulaşım

T.C. Maltepe Üniversitesi, 2009
Marmara Eğitim Köyü

34857 Maltepe/ İSTANBUL

Tel:
(0216 ) 626 10 50 Pbx Fax:0216 626 10 70