|
Sevgili Gençler,
Bizden ayrıldığınız için üzüntülüyüz ama iyi yetişmiş gençler olarak
ülkemize her alanda iyi ve kaliteli hizmet edeceğinizden ötürü gururluyuz.
Ben rahatlıkla şunu söyleyebilirim ki, hayata başlamak için yeterli donanıma
sahipsiniz. Bununla kafanızdaki bilgiyi, edindiğiniz kültürü kastediyorum.
Bunlara ek olarak sahip olacağınız diploma da gerek kamuda, gerekse iş
dünyasında itibar edilen bir referans olacaktır. |
 |
Çünkü Maltepe Üniversitesi mezunlarının kamuda ve iş dünyasında tercih
edilir bir itibara sahip olduklarını biliyoruz. Bunun için kurucu olarak
üniversitemizdeki kaliteli eğitimden taviz vermeyen, onu hep yükseklerde
tutan başta rektör olmak üzere dekanlarımıza ve öğretim üyelerimize sizlerin
huzurunda teşekkür ediyor ve onları kutluyorum.
Maltepe Üniversitesi mezunu olmanın avantajını hep görecek ve başarılı
olacaksınız. Buna tüm mensuplar olarak inanıyoruz ama, biz sizden daha
fazlasını bekliyoruz.
Biz sizden ülkenin toplumsal sorunlarıyla da ilgilenmenizi, Türkiye’nin
çağdaş uygarlık yolunda daha hızlı adımlarla koşması için, Atatürk’ün
gençliği olarak, hep duyarlı davranarak üstünüze düşen görevleri yerine
getirmenizi istiyoruz.
Bunu yapabilmek için günceli yakalamak, ülkenin siyasal ve sosyal
meselelerini takip etmek gerekir. ‘Bana ne, ben işime bakarım, bu işlerle
başkaları uğraşsın’ görüşü, duyarlı yurttaş niteliğiyle bağdaşmaz. Duyarlı
yurttaş, ülkedeki kötü uygulamalar, ya da yanlış gidiş karşısında sesini
duyuran ve tavır koyan insan demektir.
Bu vesileyle, günümüzdeki birkaç konuya değinmek istiyorum: Hep birlikte
izliyoruz. Son zamanlarda, görünür, görünmez ama kabul edemeyeceğimiz birçok
dış dayatmalarla karşı karşıyayız. Örneğin, yanı başımızdaki İran nükleer
silahlar geliştiriyor. Ve Amerika İran’a vurmak için Türkiye’yi de kullanmak
istiyor. İran‘daki mollalar rejimini beğenmiyor olabiliriz, ama o İran
halkının sorunudur. Türkiye’nin çıkarı bölgesinde savaş istememekte yatar.
Kaldı ki, İran’ın nükleer silah hazırlığını önlemek için henüz yeteri kadar
denenmemiş pek çok barışçıl çözüm yolları da vardır. Yok, Amerika nükleer
hazırlıkları bahane ederek Irak’ta yaptığı gibi oradaki petrol rezervlerine
el koymak amacıyla İran'a saldıracaksa, biz hem bu savaşa katılmamak, hem de
bunun için kullanılmamak üzere sesimizi yükseltmeliyiz.
Dahası bu emperyalist saldırıya karşı çıkmalıyız. İçinde yaşadığımız bu
belalı coğrafyada körüklenmekte olan ateş çemberinin oluşmasına seyirci
kalmamalıyız. Biz barıştan yana tavır koymalıyız. Bana göre Türk gençliğinin
tavrı, daima barışçıl mesajlar içermelidir. Neden?
Her şeyden önce, uygar insan savaş karşıtı insandır. Ayrıca, biliyorsunuz,
savaş, politikanın silahla devamıdır. Buradan baktığımızda, çok basit bir
tahlil yapabiliriz : Savaştan çıkarı olanlar, binlerce insanın ölmesi
pahasına, o savaşın sonucundan yararlanacak olanlardır. Yani bizim çıkarımız
orada değil. Biz barışçı bir ortamda haklarımızı ve çıkarlarımızı
savunabiliriz. Ahlaki olan da barıştan yana olmaktır.
Atatürk’ün bu konudaki mesajı nettir:
“Vatanı savunma mecburiyetinin dışındaki tüm savaşlar cinayettir.”
İşte bizim yolumuzu çizen düstur bu olmalıdır. Onun içindir ki çevremizdeki
hatta dünyadaki her türlü savaşla ilgilenmek, bunlara karşı duyarlı olmak
insanlık görevimiz olmalı diye düşünüyorum ve bu görüşü üniversitemizden
mezun olan siz gençlerle de paylaşmak istiyorum.
‘Biz savaşla, onunla, bununla ilgilenmiyoruz,’ demek duyarsızlık olur. Ünlü
fizikçi bilim adamı Einstein “siz savaşla ilgilenmiyor olabilirsiniz, ama
savaş sizinle ilgilenmektedir,” derken savaş denilen felaketin uzağımızda
olsa bile her birimizi etkilediğini anlatmak istiyordu.
Bir gün; Bodrum’un adeta simgesi haline gelen ve Halikarnas Balıkçısı adıyla
tanıdığımız ünlü yazar Cevat Şakir Kabaağaç’ın, Bodrum Gündoğan’da denizin
kıyısındaki güzel bir sitenin bahçe duvarına yazılı şu sözlerini gördüm:
“ Burası üstünde savaşmaya değil, yaşamaya değer bir yerdir.”
Elbette ki büyük usta işgal edilmek istenirse burayı savunmayalım demek
istememiştir. Ama savaş yerine barış içinde, bir arada yaşayarak dünyanın
tüm güzelliklerini paylaşalım mesajını vermek istemiştir.
Aslında insanlık, dünyanın üstünde savaşılan değil, yaşanılan bir yer
olduğunun bilincine ulaştığında tüm yer yüzüne barış hakim olacaktır, demek
yanlış olmaz. Ve bana göre dünyanın ileri gelen barış savunucularının şu
sloganı tüm uygar insanların ortak haykırışı haline gelmelidir: “Dünyada
adil ve kalıcı barış istiyoruz!” Bu talep, iki savaş arasındaki ateşkes
süresini değil, daimi yani kalıcı barışı vurguluyor. Güncel olan ve Amerikan
emperyalizminin dünya gündemine taşıdığı bir başka kavram daha var bizi
ilgilendiren: Uygarlıklar çatışması.
Bu kavram, özellikle Amerika’daki ikiz kulelere yapılan 11 Eylül
saldırısının ardından daha bir körüklenen ve batının, özellikle de
Hıristiyan dünyasının uygar, İslam dünyasının da uygar olmayan toplumlar
oldukları propagandası üstüne kurulmuştur. Oysa, İslam dünyasını, “İslami
terör” estirenler temsil etmiyor. Onları biz de lanetliyoruz. Ama uygarlık,
dinlere ya da doğu-batı, kuzey-güney gibi bölgelere atıfta bulunarak
kimilerinin malı diye sahiplenilemez. Uygarlık, uzun tarihi gelişim
sürecinde gelişen, insanlığın ortak değeridir. Dolayısıyla da, bu iddianın
içeriğinde savaş kışkırtıcılığı yatmaktadır. Şimdilerde, Uygarlıklar
Çatışması yerine, Dışişleri eski Bakanı İsmail Cem’in başlattığı Uygarlıklar
Buluşması kavramını desteklemekle birlikte, bu çatışmayı öne sürenlerin ve
çeşitli komplolarla ateşleyenlerin, savaş kışkırtıcıları olduğunun
bilincinde olmalıyız. Savaştan çıkarı olmayan tüm insanlık gibi, biz de
aktif ve inançlı Barış Kışkırtıcıları olursak, oynanmakta olan oyuna karşı
daha dik durabiliriz, diye düşünüyorum.Bunun için barış kültürünü
geliştirmek gerekir. Çünkü, savaş histerisinin panzehiri barış kültürüdür.
Elbette, bütün bu sorunların başında, Türk Gençliği’nden beklenen
esas duyarlılık, Türkiye’nin laik ve uygar yapısına sahip çıkmaktır. Bu
duyarlılık organize edilerek bir sivil insiyatif halinde varlığını
gösterirse, kimsenin gücü, ülkeyi daha geri götürmeye yetmez.
Buradan şimdi mezun etmekte olduğumuz siz gençler, aslında Atatürk’ün
vasiyeti olan bu duyarlılığı gösterebilecek, bilgi, kültür, inanç, cesaret
ve yurtseverlik gibi niteliklere sahipsiniz. Ve biz size güveniyoruz.
Konuşmamı Mevlana’nın “aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguları
paylaşanlar anlaşabilir” sözüyle bitiriyor ve hayatınızın her kademesinde
yüzünüzün gülmesini, kaliteli ve barış içinde yaşamanızı diliyorum.
01.07.2006
Maltepe Üniversitesi
Mezuniyet Töreni
Hüseyin ŞİMŞEK
Kurucu/Mütevelli
Heyet Başkanı |